3 Temmuz 2013 Çarşamba

Budapeşte


Üniversite yaşamımda katıldığım en güzel aktivitelerden bir tanesi kesinlikle Halk Oyunları! Bir sürü güzel arkadaşlık, yaşanan Türkiye şampiyonlukları ve bu güzel arkadaşlarla katıldığımız Avrupa’daki dans festivalleri…

Avrupa’ya ilk kez çıkışım 2010 yılında katıldığımız İspanya Madrid yakınlarındaki bir festival sayesinde gerçekleşti. O tarihten sonra ise her fırsatta kendimi bir gezide ya da yeni geziler planlarken buldum :) Halk oyunları ile katıldığımız bu gezilerin en güzel yanı ise uçakla direk festival bölgesine gitmek yerine, otobüsle ve uygun bütçeyle Avrupa’nın birçok şehrini geze geze gitmek. Yurtdışını özellikle Avrupa’yı uygun bütçeyle ve eğlenceli bir şekilde gezmenin en iyi yollarından birisi, eminim.

2012’nin Ağustos ayında yine bir dans festivalinden aldığımız davet ile yurtdışı maceramız başladı. Bu seferki güzergâhımızda ise görmediğim birçok ülke, birçok şehir beni bekliyordu… O şehirlerden birisi de Macaristan’ın başkenti Budapeşte. Şehir ile ilgili genel bilgilere geçmeden önce Coğrafyacı olarak ülkenin konumunu gösteren bir lokasyon haritasıyla başlamak istiyorum. Ülkede ne olduğu kadar ülkenin nerede olduğu da önemli tabi.

Macaristan (Budapeşte) nerede diyenlere... Koyu yeşil ile gösterilen alan Macaristan.


Genel Bilgiler

Macaristan’ın başkenti Budapeşte aslında Tuna nehrinin iki yakasındaki Budin ve Peşte'nin 17 Kasım 1873 yılında birleşmesiyle oluşmuş bir şehirdir. Berlin’den sonra Orta Avrupa’nın en büyük şehridir aynı zamanda… Şehir Tuna’nın batı yakasında (fotoğrafta sol taraf ) Buda (Budin) ve doğu ( fotoğrafta sağ taraf) yakasında Peşte şeklinde iki bölüme ayrılmıştır. Tuna nehrinin sağında ve solunda birçok tarihi yapı bulunuyor. Şehrin iki yakasını birleştiren çok sayıda köprü var, bunlardan Zincirli Köprü (Szechenyi) ise en tanınanı.  

Budapeşte'nin yüksek bir tepeden görünümü... Tuna nehrinin sol tarafı Buda, sağ tarafı ise Peşte..
Nehrin ilerisindeki yeşil alan ise Margit Adası.

Şehir Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1526’da fethedilmiş ve yaklaşım 150 yıl boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. 2.Dünya Savaşında özellikle köprüler çok fazla tahrip edilmiş daha sonra ise yenileme çalışmaları ile bugünkü görünümünü kazanmıştır. Yani tamamen orijinal binalar ve köprüler değiller maalesef.

Ancak gezilip görülmesi gereken çok güzel yerlere sahip bir şehir. İstanbul’a oldukça benzetilir, Prag’la ise sürekli kıyaslanır. Bana göreyse ne İstanbul kadar güzel ne de Prag kadar romantik... Ama kıyaslandığı şehirler çok güzel, yoksa kötü bir şehir değil Budapeşte :) İlginç bir bilgi de intihar oranın çok yüksek olduğu şehirlerden bir tanesiymiş Budapeşte. Sanırım kış aylarında çok depresif bir havası var, yazın çok hareketli ve eğlenceliydi halbuki.


Macaristan'ın sokakları çok temiz olmasalar da benim hoşuma giden tarihi binaların varlığı. Hemen her sokakta, tarihi binalar bolca mevcut. Sadece Tuna nehri kenarı değil, şehrin içindeki sokaklarda gezilesi. Tabi gece 12' den sonra biraz dikkatli olmakta fayda var :)

1999 yılında Nato, 2004 yılında ise Avrupa Birliği üyesi olmuşlardır. Ancak AB üyesi olmalarına rağmen kendi para birimleri olan Forint’i kullanmaya devam ediyorlar. 285 Forint yaklaşık 1 Euro. Şehirde fakirlik de yok değil. Bir profesör’ün maaşı yaklaşık 500 Euro civarıymış...Çok azmış diyorsanız bana da öyle geldi, çok ucuz bir şehir de değil neticede. Yazık profesörlerin emeğine. Bu arada aman dikkat paranızı forinte çevirirken kazıklamak isteyen çok fazla chance office var, birkaç yere sormadan paranızı çevirmeyin derim.

Görülesi Yerler

Budapeşte’de gezilip, görülmesi gereken bir sürü yer var. Ben maalesef 2 güne sığdırmak zorunda kaldım, bu süre zarfında gördüğüm yerlerden kısaca bahsetmek istiyorum sizlere.
Öncelikle şehri izleyebileceğiniz, muhteşem manzaralara sahip birkaç yüksek alan var. Bunlardan ilki Estergon Kalesi 

Adına şarkılar yazılan Estergon kalesinin girişi...


Kale biraz şehrin dışında, o yüzden şehrin asıl yerleşim yerinden ziyade Tuna nehrinin bir manzarası mevcut. 13.yy başlarında inşa edilmiştir. O tarihlerde Macarların idari ve dini merkezi durumunda olan kale, 1543 yılında Osmanlılar tarafından işgal edilmiş, 1643 yılında ise Osmanlı hâkimiyetinden çıkmıştır. 

Estergon kalesinden Tuna nehrinin muhteşem manzarası



Gellért Tepesi; Budapeşte ve Tuna’nın görüntüsünü gören muhteşem bir manzaraya sahip alanlardan birisi daha. Tepeden manzarayı seyretmenin dışında burada bulunan Özgürlük Anıtı'nı görebilirsiniz. Özgürlük anıtı, Budapeşte'yi Nazilerden kurtaran Sovyetler Birliği anısına dikilmiştir. Biz otobüsle gitmiş olmanın verdiği avantajlardan yararlanıp her yere tur şirketinin müşterileri gibi götürüldük, avantaj gibi görünen bu durumun  yazımı yazarken aslında çokta avantaj olmadığını fark ettim, çünkü buraya nasıl bir ulaşım var bilmiyorum maalesef.

Gellert Tepesinden Budapeşte görüntüsü.


Kraliyet Sarayı da aynı şekilde şehrin yüksek noktalarından birisi üzerindedir ve güzel bir manzaraya sahiptir. Saray 1255 yılında inşa edilmiş. En büyük hasarı 1686 yılında yaşamış ve o dönemden sonra restore edilmiş. Budapeşte Kraliyet Sarayı'nın içerisinde Macar Ulusal Galeri ve Budapeşte Tarihi Müzesi de gezilebilecek alanlardan. Kraliyet Sarayı'nın bahçesi de botanik bahçesi gibi güzeldi, her taraf rengarenk çiçeklerle süslenmiş. Bahar diye bu kadar rengarenkti sanırım.

Kraliyet Sarayının görüntüsü de fotoğraftaki gibi çok güzel. Fotoğrafta görülen köprü meşhur Zincirli diğer adıyla Aslanlı köprü. 

Kraliyet Sarayı gezimiz sırasında Macar askerlerinin nöbet değişimine denk geldik. Meraklı halk ve turistler gibi biz de ilgiyle nöbet değişimini izledik tabi. Dikkatimi çeken nokta Macar askerlerinin maşallahı vardı, hepsi iri yarı, boylu poslu.


Zincirli köprü (Szechenyi); şehirdeki en popüler köprülerden bir tanesi. Aslanlı köprü olarak da biliniyor. Bu köprüyle ilgili duyduğum bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikâyeye göre köprünün mimarı köprü bittikten sonra bir hata bulunursa intihar edeceğini söyler. Köprü bittikten sonra küçük bir çocuk ''aaaa aslanın dili yok! '' deyince köprünün mimarı da intihar eder. Böyle acıklı bir hikâyeye de sahip aslanlı ya da zincirli köprü.

Zincirli (Aslanlı) köprü ve köprünün bitişinde kale bölgesine çıkan füniküleri görebilirsiniz.

Bu fotoğrafı çok seviyorum. Hemen sebebini açıklıyım, fotoğrafta görülen yapı zincirli köprünün Buda tarafındaki bitişinde yer alıyor. Fotoğrafa dikkatli bakarsanız anıtın üzerinde oturan ve bacaklarını sallandıran küçük küçük insanlar var :) O insanları görünce merakla biz de çıkalım, ne güzel yermiş burası dedik kendi kendimize. Yapının hemen sağ tarafından yukarı doğru çıkan merdivenler var, ordan yukarı çıkınca gördüğümüz muhteşem manzara karşısında dilimiz tutulmuştu.Oturanların da birçoğu genç arkadaş, şarapları, biraları ellerinde muhteşem Budapeşte manzarasına karşı büyük bir zevkle içkilerini yudumluyorlardı. Oraya çıkarken o amaçla çıkmadığımız için elimiz boştu ama yukarı çıkınca ve muhteşem manzarayı görünce canımız çekti doğal olarak, hemen yanımızda oturan Macar öğrenci arkadaşlardan birer kadeh şarap rica etmiştik utanmadan :) önce öğrenci olduklarını söyleyip vermek istemeseler de, halimize dayanamayıp azar azar kadehleri doldurdular :) Eee tabi biz de afiyetle yudumladık...

Yukarda bahsettiğim, şaraplarımız yudumladığımız yapıdan görünen Budapeşte manzarası. Dediğim kadar yok mu? :)


Kahramanlar Meydanı (Hösök Tere);  Andrasy caddesinin sonunda yer alan Kahramanlar meydanında Macar tarihini yönlendirmiş kahramanların heykelleri mevcuttur. Meydanın ortasındaki büyük sütun ve sütunun altında Macaristan tarihinin önemli kahramanlarının heykelleri şeklinde... Meydan turistlerin akın ettiği bir yer ve turların ilk durak yeri sayılabilir, etrafta çok sayıda tur şirketlerine ait otobüs görebilirsiniz. Kahramanlar meydanının da bir hikâyesi var. Macar Komutan Hunyadı Janoş, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir savunma savaşı verir ve mevsim şartlarından dolayı kuşatmayı kaldıran Osmanlı geri çekilir. Haçlılar ise bunu büyük bir zafer olarak kabul eder, hatta Papa, o günden itibaren tüm ülkede saat 12.00’ de çanların bu zaferin anısına çalmasını emreder. İşte Osmanlı’nın Avrupa’ya girişini 50-60 sene geciktiren bu savunma zaferinden sonra, o çanlar günümüzde de hala biz Türkler için çalar. Meydanın hüzünlü hikâyesi ise 1956 yılında Ruslar’ a karşı ayaklandığı için öldürülen 17 bin Macar gencine ait. Rus işgaline karşı halkın direncini kırmayı amaçlayan Rus ordusu, tüm evlerden topladığı 17 bin genci iki gün içinde öldürmüş ve Macar halkının direnişi engellemeye çalışmıştır. 




Margit Adası; Tuna Nehri’nin orta yerinde yemyeşil bir ada. Şehir merkezine oldukça yakın bir konumda ve turistlerin ziyaret yerlerinden bir tanesi. Yaklaşık 2,5 km uzunluğundaki ada ismini kralın kızı Margitten alıyor. Söylentiye göre kral, kızının Moğol saldırılarıyla karşılaşmaması için onu Margit adasına gönderir ve kızı yıllarca burada tek başına yaşar... İki köprü aracılığıyla başkente bağlı olan adaya araç girişi yasak olduğu için çok sayıda bisikletli insanı görebilirsiniz. Turistlerin yanısıra yerli halkın da gözde mekânlarından. İnsanlar genellikle spor ve piknik amacıyla adayı kullanıyorlar. Burası ABD’deki Central Park’ı anımsattı biraz bana :)


Tekne Turları Budapeşte’de çok popüler, yaklaşık 1 saat sürüyor ve ücreti de çok yüksek değil. Eğer yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 10 Euro civarı ücret ödemiştik geçen sene. Bence Budapeşte’de yapılması gereken ilk şeylerden bir tanesi ve şehri gezmenin en iyi yollarından... Hem şehrin muhteşem manzarasını panoramik olarak görebiliyorsunuz hem de şehrin önemli yapıları hakkında alabiliyorsunuz.  Dil seçenekleri arasında Türkçe de mevcut.

 Gece tekne turunu kesinlikle öneriyorum. Budapeşte'nin görüntüsü gece daha güzel, heleki tekneden çok daha güzel. Fotoğrafta sağ taraftaki yapı Parlamento Binası. Işıkların üzerinde ucuşan kuşlarla masal gibi bir görüntü sergiliyor adeta...


Vaci Sokağı (Vaci utca) şehrin en hareketli caddesi. İstanbul’un İstiklal caddesine ya da İzmir’in Kıbrıs Şehitleri caddesine benzettim :) Cadde boyunca sağlı sollu kafeler, alışveriş mağazaları, hediyelik eşya dükkânları, restoranlar mevcut. Sokak trafiğe kapalı olduğu için insanların rahatlıkla yürüyebildikleri bir cadde. Sokak sanatçılarının da bolca olduğu bir cadde, böyle alanları çok seviyorum. Herkes kendi halinde, eğlenen, yemeğini yiyen, içkisini yudumlayan... Turistlerin de yoğun ilgisinden dolayı hediyelik eşya, yemek vs. fiyatları normallerin biraz üzerinde olabilir dikkat etmek lazım. Pazarlığı elden bırakmayın.


Sokak sanatçıları en kötü şehri bile güzel gösterir, gittiğim şehirlerde oturup kısa bir süre onları izlemek çok hoşuma gidiyor, bazıları hakettikleri ilgiyi görürken, kiminin varlığı bile fark edilmiyor.

Gül Baba Türbesi; Osmanlı dönemine ait yapılardan bir tanesi. Gittiğimizde turistlerin azımsanmayacak ölçüde ziyaret ettiklerini görmüştüm türbeyi. Gül baba aslında Amasya doğumludur. Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ı etkileyen ve Avrupa taarruzlarına katılan önemli bir Bektaşi Babası’dır. Kendisi ölünce Budapeşte’de yüksek tepeye gömülür ve tepeye ‘’Gültepe’’ adı verilir. Detaylı bilgi aşağıdaki fotoğrafta mevcut.

Gül baba ile ilgili detaylı bilginin Türkçe olarak türbede yer alıyor. Bu fotoğrafı da türbede çekmiştim.



Ulaşım, Konaklama, Yeme-İçme

Ulaşım konusunda yazımın başında da bahsettiğim gibi ekipçe otobüsle ulaşmıştık Budapeşte’ye. Ancak Türkiye’den havayolu şirketlerinin sık sık ve uygun fiyatlarla kampanyalarını bulmak mümkün. Konaklama konusunda gayet uygun otellerin olduğu bir şehir Budapeşte. Biz gittiğimizde Kahramanlar Meydanı yakınlarında yer alan İbis Otel’de konaklamıştık. Gecelik 20-30 Euro arasında hostel bulmak çok kolay, bunun için www.hostelbookers.com  veya www.agoda.com adresine bakabilirsiniz. 
Vaci caddesinin güney ucunda bir kapalı çarşı bulunuyor. Macarların yeme-içme kültürüne ait birçok şeyi burada bulmak mümkün. Burası ayrıca Macaristan’ın ilk kapalı pazarı. Benim en çok gözüme çarpan Paprika, turşu ve salamlar oluyor. Hemen her tezgahta paprikanın bir çok hali ve çeşitli turşular görmek mümkün. Macarlar biberi çok seviyorlar, yemeklerinin olmassa olmazı toz biber ve biber sosları. Yemek deyince Macarların meşhur Gulaş’ı da akla geliyor. Gulaş; genellikle dana eti, soğan, kırmızı biber ve biberden yapılır. Gulaşın kökeni, 9. yy' da Macar çobanların yediği bir haşlama yemeğidir. Yemeğin adı, Macarcada "sığır güden kişi, çoban" anlamına gelir. Vaci caddesindeki restoranlarda sürekli reklamlarını yapıyorlar, oturmadan önce fiyatı sorun zira kimileri çok pahalı, kazıklanabilirsiniz.


Budapeşte seyahatimin en anlamlı karesi ise budur benim için :) 2 gün gibi kısa bir süreye neler sığdırabiliriz diye arkadaşımla harap ettiğimiz şehir haritası... Ayrıca TL, Euro, Forint üçlüsü arasında yaşadığımız gitgeller :) Çok bereketsiz bir para bu forint, hemen tükeniyor.



Yazımı sonlandırırken genel olarak Budapeşte'yi beğendiğimi söyleyebilirim sizlere. Üzerinden 1 sene geçti, belki hatırlayamadığım ama gezmiş olduğum başka yerler olabilir, aklıma geldikçe ekleme yapmayı düşünüyorum. Orta Avrupa'da Prag ile birlikte beğendiğim şehirlerden birisiydi Budapeşte. Şehir olarak çok güzel, ancak maddi problemlerin insanların yaşantısında etkili olduğu da belli ediyor kendisini. Gece 12'den sonra sokaklarda hoş olmayan görüntüler görebilirsiniz, dikkat :)





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder